Nice yıllar geçti sensiz; yokluğunda seni daha iyi anladık. 83 yılını geçirdin yanımızda, bunun otuz üçünde gökyüzünden habersiz uçurtma uçurdun, ellisinde çalışıp durdun, göklere adını yazdırmak için. Gökleri bilmem ama gönüllerimize adını çok iyi okuttun.

Neydi sende Sakarya tutkusu, neydi kaldırımlarda gezerken aklına gelenler, anlayamadık, biz seni yalnız dolaşır zannederken çileyle yoğruluyor, nefsinle hesaplaşıyordun.

Evet, Sakaryan bizdik, yani gençlerindi senin Büyük Doğu’nun mimarları. Doğu’dan iman ile tevekkülü birbirine karacaktık, Allah ne verdiyse gelişme adına onu da kullanacaktık, ama tüm bunları yaparken, kendimizi Allah dininin yeryüzündeki son tebliğcisi gibi görecektik ki; canla başla mücadele edelim…Sen haklıydın…

Yeni kalmıyordu hiçbir şey ve sen hep eskimez yeniyi arıyordun. Beklenen vardı sence ve her beklenenin bir bekleyeni olmalıydı, kanunsa tabiata yaptırılanlar Allah tarafından bu da kanundu…

Her fırsatta söyledin, hareketi olmayan bir fikir beyinde kokar diye. Ve hiç hareketsiz kalmadın. Şiirin senin duygularını ifade eden bir araçtı sadece ve sen bu aracı en iyi şekilde kullanmayı bildin.

O, Gaye-İnsan ve Ufuk-Peygamberin çöle inen nurunu anlatırken bir kez olsun adını yazamaman saygındandı değil mi? Şefaatini kazanayım demen bunca çırpınmanın tek sebebi olsa gerek.

Akif’i şair saymıyordun; “vatan için titremiş bir kalpten düşen nağmeler” diyordun şiirlerine. Ya seninkiler? Allah için titreyen kalpten düşen nağmeleri şiir sayacak mıyız? Hem titredin, hem titrettin yürekleri…

Şiire ilk defa annen hastanede yatarken, yanı başınızdaki kızın şiir defterinden özenerek başladın. Kim derdi ki, dünkü kara kuru Necip, yarın gençliğin piri olacak? Dertsiz tasasız gün geçirmeyeceğini bilseydi zavallı annen, der miydi sana “şair ol” diye… Peki sen şair olur muydun bunları bilsen…

İdeolocya örgüsüyle sardın her yanı ve bir anını dahi boşa kullananı kendi gençliğinden saymadın. Çünkü, Büyük Doğu üniversitesi çağlara hitap edecekti; sonsuzluğun kapısı ne zaman açılacağı bilinmeyen sadece bir andaydı. Onu yakalamalıydık, boş durmamalıydık…

Bunları söyleyerek el sallamadan gittin, vakit kaybetmemeliydin. Hem Rabb’ine, hem Gaye’ne hem Vesile’ne kavuşacaktın, girdin toprağa..Hem de 25 Mayıs’ta ki doğum gününe yalnız 1 gün vardı… Şeb-i aruzdaydı…