1369349985_b“Ben bir meselem olduğu ve o meseleyi başkalarına aktarmadan duramadığım için yazı yazmaya başlamış değilim. Ben sadece bir arkadaşımın yazma hevesini sürdürmesini sağlamak üzere ve onun hatırı için yazmaya başladım.” (Yazı, İmge ve Gerçeklik, s. 35)

Bir yazarı yazmak zordur derler. Zormuş. Hele de konu Rasim Hoca olunca iş kaç kat daha zorlaşıyormuş. Benden istenen yazı bir değerlendirme yazısı olsa, kitabından dikkat çeken yerleri belirler onlar hakkında yazarım. Ancak sevgili editör, böyle istemiyor, benim için o kitabın ifade ettiği şeyi soruyor. Bu daha zor oldu.Yazı, imge ve Rasim Hoca. Birbirlerine ne kadar çok benzeyen şeyler bunlar. Bir duruş, bir Müslüman duruşu olarak Rasim hoca ile, bir ölümsüzlük duruşu olan yazı. Ve aralarından dağların içinden doğru süzülüp gelen bir nehir gibi bir imge. Bir hikayeci olarak imgeyi, her yönüyle yoğuran bir usta Rasim Özdenören. Ve bir düşünür olarak, yazıyı, Müslümanca düşünmenin emrine veren güçlü bir kelime işçisi. Onun için söz söylemenin zorluğu, kendisinin hücrelerden değil kelimelerden oluştuğuna inancım sebebiyledir. Kullandığı hiçbir kelime, onun süzgecinden geçmeden yazısına giremez. Hatta dilinin ucuna gelemez. Rasim Hoca olmak kolay değil.

Bir yazı üstadı olarak, kendisi ile tanışmanın güzelliğini ilk defa bir kitapçıda birlikte otururken hissetmiştim. Benim bir yazımı okurken, bir kelimeyi seçti ve bana sordu. Az çok cevap verdim. Tersini sordu, anlama buradan bakmayı gösterdi. Ve devam ettik. Bunu neden anlattım? Çünkü okuduğu, yazdığı her şeyde kelimeleri böylesine tarayan bir zihne sahip olduğunu anlamalıydık ilkin. Anladık. Devam edelim. Okuduğu yazının içeriği ne vermek istediği ile birlikte aslında onun aradığı önemli bir şey daha vardır: Samimiyet. İlk deneme yazılarını yazarken, birinde “Zaten bir yazı samimi oldu mu, başarısını yarı yarıya elde etmiş sayılır.” dediğini ve bu yazısının o sırada yayınlanan bir edebiyat dergisinde bu görüşünden dolayı tiye alındığını söyler. Ve devam eder: Bugünse bu oranı başarının tamamına çıkarmayı eğilimini taşıyorum. Yazının samimiyeti hakkında bu derece hassas bir kalem, samimi olmadan hiç yazabilir mi? Tıpkı insan ilişkilerinde olduğu gibi, gerek gazete yazılarında, gerekse kitaplaşmış denemelerinde samimiyet damlıyordur. Hikayeleri ise insanın içinin teline dokunması için sanki özel tasarlanmıştır.

Yazı yazmaya başlama serüvenini bu yazının başında yer alan sözleriyle açıklıyor. Ve devam etmesini ise açıklayamıyor. Örneğin neden hikaye yazma ihtiyacı duyduğunu bugün bile açık seçik açıklayamaz.(Kendi ifadesidir bu) Bana kalırsa kelimelerden oluşmasından kaynaklanıyor bu. Tıpkı yemek yemenin nedenini açıklayamayan insanoğlu gibi. Sadece içgüdüsel bir olay. Bir ihtiyaç.

Kardeşi Alaaddin Özdenören ile lise yıllarında bir akrabasının yazı yazmalarını ailelerine gammazlamasından bahseder bir yerde Rasim Hoca. Ailesi onları derslerinden başka şeyle uğraşmama konusunda uyarır. Ancak işin devamı bellidir: “Bu öğütler ve uyarılar bizi yolumuzdan çeviremedi.” Ya çevirmiş olsaydı? Bir Rasim Hocamız olmayacaktı. Allah korusun. Çevirememiş ki, içinde bulunduğu her ortamda yazı yazan bir insan olarak bulunmuş. Kimi zaman duraklamalar olsa da tam elli yıldır aralıksız yazmış, yazmış, yazmış. Yazdığı iki şeyin birbirini tekrar olmaması için de ayrıca çaba göstermiş ve bunu çoğunlukla başarmış. Yazdığı yazıyı zor yazdığını ama bir başladı mı da, hiç gözünün yaşına bakmadığını kendisi ifade eder. Ve yazdıkça, her yazı yazılamayanları da beraberinde getirir. Bu sebeple daha da yazar, yazdıkça yazılamayan artar. Bu döngüden bir Gül Yetiştiren Adam, bir Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler ve bir Düşünsel Duruş ve bir Yazı, İmge ve Gerçeklik ve bunlar dışında yirmi yedi kitap doğar.

Sonuç olarak yazının bir resmini çekmek için ele alınmış bir eserdir Yazı, İmge ve Gerçeklik. Kendinin, çevresinin, okuduklarının ve yazdıklarının toplamından daha çok bir şey olan Rasim Hoca için böyle bir çalışma, 50 yıllık bir mazi fotoğrafı niyetine okunabilir. Kendinden verdiği örnekler, Sezai Karakoç’tan Nuri Pakdil’e, Cahit Zarifoğlu’ndan Akif İnan’a, Necip Fazıl’dan Nazif Gürdoğan’a kadar pek çok isme değinmeler ile, doğudan ve batıdan kimi düşünürlerin sözleri ile yoğrulmuş başlı başına bir yazı felsefesi. Yazı nerden doğar’dan yazar nerde biter’e kadar pek çok soru önce sorulup sonra cevaplanıyor. Hem de Rasim Hoca farkı ile.