Bir tutam suya muhtac yasiyor umutlarim. Kurakligin ortasinda, gunese kizginligini insana sunan taslarla, susuzlugumun farkina variyorum. Bu kadar sakin, bu kadar suskun. Buhari bile olmayan bir atesim var, kizginligini gunesten alan taslarin cikardigi bir ates. Ellerimi ellerinin ustune koydugum bir yaprak tanesi inciniyor sozlerimden. Ciceklere vuruyor kendini, ormana, suya ve daga. Hepsi soru soruyorlar, hepsi cevap istiyorlar, hepsi cevapsiz kaliyorlar. Yaprak, oldugunun veya öldüğünün farkina varmadan bir tutam suya hasret nefes almaya devam ediyor.

Incittim, incindim. Kelime oyunlarina yer birakmayacak kadar neseli bir suskunlukla bezenince gok, yagmur gibi birsey -hani suskunlugun sesi derler ya oyle birsey biraz da; havayi bir kasvet kaplar, insanin iciniyse netameli bir huzur. Ruzgarin kisa bir dalgalanisini hisseder kulaklar. Soruyu duymaya baslarsin, dag agaca, agac topraga, toprak yola, yol caliya, cali kusa sorar. Fisiltilari duyarsin. Adin aklina gelmez bir an, en tanidik seyi adin sayarsin. Col mudur gul mudur, su mudur tuz mudur? Onemli degil. Ovanin ve daglarin sorusu, tum sorulari yutan dev bir baliga donusur. Adini bilmedigini animsamazsin bile.Yaprak gelir sonra eline, duzeltemedigin cumleler. Sessiz, sakin ve kulaklari tikali bir yapraga ne soylenebilir ki. Gordugun yer senin olsun der yaprak, tuttugun dal kadar. Gozlerinde gunes olmasa, ufka kadar ne var ki? Cumleler kelimelere, kelimeler de harfe donusur; tek bir ses olarak gelir yanima. Yaprak, ne demek istemistir?

Bilinmez.

Bugusunda daglari cizdigim bir sabahin, kuytusunda usuyorum. Burasi sessizligin en kirilgan, en narin, en hassas noktasi. Ben konusmanin diliyle, susmanin gerektigini soyledim. Yaprak kirildi, su sizdi damarlarindan.

Nihayet, umutlarim da suya kandi. Icinde yapragi curuterek.