İnsan, doğduğu andan itibaren meraklıdır. Gördüğü, duyduğu, dokunduğu her şeye merakla sarılır ve sarıldıkça merak eder. Merak, insanın büyümesiyle beraber büyür, karmaşıklaşır. Yavaş yavaş soyut meraklar gelişir ve insan, artık gördüklerini, duyduklarını değil daha çok görmediklerini duymadıklarını merak etmeye başlar. Eğitimcilere göre bu dönem kaç yaşlarına isabet eder bilemiyorum ama çocuklukta olduğu kesin.

İlkokulda yazıyla kitapla tanışan zihinlerin,  merak damarları çatlarcasına şişer, kabarır. Bir süre sonra insan yürüyen ve konuşan bir merak oluverir. Dünyayı merak eder, karşı cinsi merak eder, yeni doğan kardeşini, Allah’ı merak eder…artık ulaşamadığı şeyler daha bir merak konusudur. Ve sanat, bilim-ilim, fikir, heyecan ve aksiyon da burada başlar. Merak, farkında olmadan medeniyetler kurup medeniyetler yıkar. Kültürler doğurur, birikimlerden dağlar oluşturur. Merak, insanın ilk tanıştığı zihin ışıldamasıdır.

“Bir med dalgası gibi yükseliyor entelektüellerin özlemi” der Nuri Pakdil. Okuyan insan, yazan insan, bir ilim adamı, bir sanatkar, bir müzisyen, bir hattat artık merakını terbiye etmesini biliyor demektir. Her hoşuna gidenin peşinden savrulmayan ama peşinden gittiğini avlamayı da gözüne kestirmiş bir avcıdır artık zihni. Kalbi, aklı ve ruhunun bütünlüğüyle merakını dalgalandırır. Peşinden gittiğinde nereleri göreceğinin, neler bileceğinin, neleri hissedeceğinin heyecanı içindeki dalgalanmalardır bunlar.

Hiçbir şey, yeni çıkmış bir kitaba, radyoda duyduğu bir müziğe, ilginç senaryolu bir filme merak salan genç bir zihin kadar verimli arazi olamaz. Söylediklerim, benim hayal gücümdeki örneklere dayanıyor, elbetteki bir önceki cümledeki kadar sınırlı değildir bu araziler. Sonu, kimsenin göremeyeceği kadar uzak ufuklara uzanır ve buralarda yetişen ürünlerin de aynen sınırını bilmemizin imkanı yoktur.

Genç bir zihin, otobüste gördüğü bir insan için bile nice yorumlar yapabilecek, nice sonuçlar çıkarabilecek vasıfları fazlasıyla taşır. Kendini inşa etme sürecindeki bu insan için, her imge, her imaj artık bir yapı taşıdır ve içinde bulunduğu toplumsal-kültürel ortamların, fikrî faaliyetlerin, muhatap olduğu sanat ürünlerinin her biri de harçtır.

Merak üzerinden gitmeyen bir çalışma kurumaya, çürümeye mahkumdur. İlgiden ve canlılıktan uzak, kalıplaşmış ve artık donmuş faaliyetler, çabalar kurur. Ve ilgiyi merkeze almak, her tuhaf olanın peşinden gitmek de niyetleri, gayretleri çürütür. Orta yolu takip etmek ve kendinin uzağında olmayan ve bir nevi kendisini doğuran ortamın yabancısı kalmayarak, insan meraklarının peşinden gidebilmelidir. Okuyacağı kitabı, dinleyeceği müziği, seyredeceği filmi merak ile seçen insanda zevk artık olgunlaşır ve hem etik hem estetik bir düzey kazanır. İnsanın kendine mâl edeceği, kendi varlığında bir yapıtaşı olarak kullanacağı her ne varsa bu, ihtiyaçtan ve meraktan doğmalıdır. Temel eğitimin temel hedefi, merakların ve ihtiyaçların yönlendirilmesi, doyurulması ve zevkin oluşturulması olması gerektir. Bugünkü eğitim açmazımızın temelinde de belki bu eksiklik yatar. Kişinin ilgisini ve ihtiyacını göz önüne almayan eğitim faaliyetleri atıl zihinler, tembel dimağlar yetiştirmeye teşnedir.

Her ne olursa olsun, insan, olduğu noktadan memnuniyetsizliği sebebiyle çıktığı bu merak yolculuğunda yolunu da yönünü de kendi tayin edecektir. ve bu yolculukta, merakının peşinden ısrarla, ihtiyacının yanında gayretle yola devam eden kazanacaktır.

Bizim varımız meraktandır unutmayalım ve ne yoksa bizde merak etmeyişimizden. Zorlama bir takım telkinlerle ve iradeyi bastıran “mesaj”larla insan, merakının değil ancak o telkinlerin ufku kadar yol gidebilir. Varımız merak, bir med dalgası gibi yükseliyor sanki.