Barış Manço, Türk Sanat Müziği sanatçısı bir annenin oğlu olarak 1943’te dünyaya gelir. 56 yıllık yaşamına onlarca albüm ve kırkbeşlik sığdırır. Modern müzik aletleriyle, modern tınılarla türkülerimizi nahif sesiyle dillendirir ve yepyeni türküler kurar. O kadar ki, onun bazı şarkıları türkü olarak kabul edilip sazla çalınır bile olmuştur. Belgeseli, bir Evliya Çelebi Seyahatnamesi’ne büründürüp dünyanın dört köşesine koşar. Ayrıca çocuklara önem veren, çocukları küçümsemeyen(!) olgun duruşu ile seviyesini de gösterir.Anadolu irfanını yansıtan koşma benzeri şarkılar söyleyen Manço, miniklerin “Barış Abi”si, Japonların “Baris Menc-hü”su olarak 1999’da vefat eder.

Gesi Bağları, Kağızman, Kirpiklerin Ok Ok Eyle, Nazar Eyle, Uzun İnce Bir Yoldayım, Yemen Türküsü gibi türküler, onun yorumuyla hepimizin kulağındadır. Hepsini bir ayrı içten, bir ayrı içli söyler ve her zaman bilge bir ozan olarak çalar sazını(gitarını).

Gülpembe, Dönence, Dağlar Dağlar gibi parçaları insana dair ve insanın iç dünyasına bir iniştir. İdeolojilerin patladığı, siyasetin ekmek kadar hayatın gereği olduğu bir zamanda Barış Manço inadına “insan” şarkıları yazar ve söyler.

Şarkılarında uyarır, nasihat eder ve kendine hep bir pay çıkarır;“yaz dostum” der kendine “Barış söyler, kendi bir ders alır mı?” Barış bir ders alır ve modern zamanların bir Karacoğlan’ı oluverir. “Bu dünya benim memleket” der.

“Bir ben var ki benim içimde, o benden öte benden ziyade” diyerek hiç aklından çıkarmaz insanın kendi kendine yeter bir varlık olmadığını. Hep kaygısı bunu hatırlatmaktır aslında ve “Dört kitaptan başlar” söze.

Arkadaşım Eşek, Bugün Bayram, Ayı şarkıları çocukluğumuzun bayram tadıdır aslında. Neşeli ve eğlenceli, konuşmalıdır ve inadına yine lafı gediğine koyar, çocukla çocuk olmayana adam değildir der.

Barış Manço’nun, her dinleyeninde, ayrı bir şarkısı başa geçer. Çünkü her gönle hitap eden, her türlü durumda dinlenecek şarkıları vardır ki gerçekten inanılması güç bir şekilde insanın tüm iç dünyasını bu şarkılarda bulabilirsiniz. Hüzünse hüzün, neşeyse neşe, gurursa gurur ve söze gelmeyen nice iç dünyalar.

“Ömrünün sonbaharında” ne olacağını daha genç sayılabilecek bir yaşta bilecek kadar erdem sahibidir. Adı anılmaz olur, kapısı çalınmaz olur, hep yüzüne kapanır dost bilinen kapılar, resimler solar ömrün son baharında.

Barış Manço, yalnız güfteyle insanı anlatmaz. Biri diğerine hiç benzemeyen ve her biri diğerinden daha içten müzikleriyle de zihinlerde yer edinir. Hatta, yalnız enstrümanlardan oluşan türküleri bile vardır ki, dinlerken, sözlerini nerdeyse size yazdırır. Bir müzikte içimizi coşturur, diğerinde akşam hüznünü verir, bir diğerinde rüyanın berraklığını sunar.

Yıllarca bekler durur, göç vakti gelince artık yorulur. “Ölüm Allah’ın emri” der ve sessizce göçer. Şarkılar bizde kalır.