Evet başlıktaki meydan okumayı kendi kuşağımdan hiç duymadım. Hak ve sorumluluk arasındaki denge bozuldu. Bizler, sorumluluk almayan, hatta sorumluluk duygusuna düşman bir kuşağın bireyleriyiz. Belki zamana öfkemiz, belki de usul bilmeyişimiz bizi bu noktaya getirdi. Ama öyle tarihsel yada sosyal sorumluluklara kadar gitmeden, bireysel ve insani olandan bahsetmek gerek önce: Yaşadığımız için sahip olduğumuz sorumluluktan. Konuşurken, susarken, sevinirken, üzülürken, yerken, içerken, sinirliyken neyden sorumluyuz? Aklımıza bile gelmiyor artık bunlar.  En moda tabirle- ‘hürriyet’ten sarhoş olmuşuz.

Geçen yüzyıl, sorumluluğun baskın olduğu sosyalist rejimlerle, hakkın baskın olduğu kapitalist rejimler arasında mücadele ile geçti. Ilki, hakları sorumluluğa dönüştürdü ve halkına cehennemi yaşattı, ikinciler de sorumsuzluğu hak saydı, halkı cehennem yarattı.

Modern yaşam, bizde de en kat’i ve en katı ayrımı hak ve sorumluluğu birbirinden ayırarak yapmıştır: Kimi haklıdır, kimi sorumlu. Örneğin ev sahibi haklı, hizmetçi sorumludur. Öğretmen haklı, öğrenci sorumludur. Memur haklı, vatandaş sorumludur. Bir vatandaşın sorumlu olduğu kadar haklı, bir öğretmenin haklı olduğu kadar sorumlu olduğu hakikati gözlerden kaçırılmıştır.

Belki cesaretimiz, belki sabrımız, belki takatimiz kalmadı sorumluluk almak için. Haklarımızın yenmesi, bize illa ki onu alma uğruna sorumluluklarımızdan vazgeçmemizi telkin etti. Ama unutmamalı ki sorumluluk almadan kazanılacak bir hak yoktur.

Hak ile sorumluluğu birbirinden ayırmak abestir. Sorumluluğun olmadığı yerde hakkın, hakkın olmadığı yerde sorumluluğun olmadığını derinden fark etmek, eşyanın hakikatiyle hareket etmek gerek. Kuşağımız çok yakın bir gelecekte bunun imtihanını verecek, yada veremeyecek.