Bu kadar dinlediğin, öğrendiğin yeter. Artık sıra sende. Sen de biliyorsun, belki pek çok kimseden daha iyi biliyorsun, onların düştüğü hatalara düşmezsin; uyanıksın. Herşey hakkında bilgin, herşeye dair bir yorumun, ve daima söyleyecek çok önemli şeylerin var. Değil mi ya sen de bir insansın ve sen de düşünüyorsun, elbette aklın yetiyorsa söyleyeceksin.

Aklının ermediği ne olabilir ki? Duydun, gördün, okudun, anladın işte. E bu durumda sen konuşmayacaksın da kim konuşacak? Ağzın varsa konuş diye vardır; okuma yazman da var; ne diye duracaksın? Sen yorum yapmazsan mutlaka birşeyler eksik kalır.

Bazen çok bilmesen de önemli değil. Bildiklerinden yola çıkarak, bilmediğin şeyler hakkında konuşabilirsin, ki bunu mantık söylüyor. Bu durumda mantıklısın da. Kim ne diyebilir ki o zaman? Söylediğin şeyi de senden başkası söyleyemez. O zaman sen mutlaka söylemelisin, çünkü kim olduğun değil ne söylediğin önemli.

Hem birşey ne kadar bilinebilir ki? ‘Bir bilen’ dedikleri, aslında bu şeyleri biraz abartmıyor mu? Söyledikleri önemli bile olsa, biraz fazla ayrıntılı. Sen ise herşeyin ta özüne vakıfsın, neyse onu görüp onu söylersin. Seni kaale mi almayacak bu ‘bir bilen’ler? Almasınlar, sen doğru bildiğini söylersin. Birileri birilerini kutsamaya alışmış, buna otorite deniyor. Otoriteymiş, bilenmiş, böyle şeyler geride kaldı.

İnternet var, gazete var, tv var, dilediğin kitabı okuyorsun. Bilginin tam kaynağına esas sen ulaşıyorsun yani. E bir de ne diye uğraşacaksın ‘bir bilen’ in kaprisleriyle?

Bence bu kadar şımarıklık yeter.

Bilmenin değeri bu kadar düşük değil. Bilen olmaksa bu kadar kolay olamaz. Kimse herşeyi bilemez, -zaten bilmesi de gerekmez- ama kendini bilmeyen, herşeyi bildiğini sanır. Bu yüzden herkesin haddini bilmesi lazım ki ancak haddini/sınırını bilen neyi bildiginin değil neyi bilmediginin farkına varabilir; böylelikle kendini bilebilir.

İtiraf etmesek de hepimiz herşeyi bildiğimizi sanıyoruz artık, yada en azından herşeye rastgele yorum yapma hakkımızın olduğun inanıyoruz. Hepimiz birer şımarığız. Ama birilerinin bize artık çocuk olmadığımızı, söylediğimiz sözün kıymet taşıdığını, ve bir söylemeden bin düşünmemiz, bir düşünmeden bin okumamız/çabalamamız gerektiğini hatırlatması lazım.