Evet, bir tartışmanın her iki tarafı da kendinde hata olabileceğini sözde kabul eder kimi zaman. Ama lütfen taraflara hatalarının ne olduğunu sorunuz; eğer bir cevapları yoksa, ya henüz sağlıklı düşünemiyorlardır, yahut kendilerini (çoğunlukla) hatasız görüyorlardır.

Bir düşünelim bakalım, bir olumsuzlukla karşılaştığımızda, bir tatsız olaya şahit olduğumuzda, bir tartışmaya girdiğimizde kendimizi ne kadar sorguluyoruz? Başkalarını yargıladığımızın ne kadarı kadar kendimizi yargılıyoruz?

Bir düşünelim bakalım, en yakın çevremizden en uzak çevremize yaşanan dertlerin, sıkıntıların ne kadarından ben sorumluyum? Eğer ‘ben birşey yapmadım ki, neden ben sorumlu olayım’ diyorsam bile, zaten birşey yapmadığım için o tatsızlıktan sorumlu olduğumu gözden kaçırıyorum demektir. İnsan sorumlu varlıktır, sorumluluğumu kaybettiğim anda insanlığımı da gözden geçirmem gerek.

Evet, insan her varlık gibi kendi tabiatına âşıktır. Ve bu aşk onu kör eder. Kendi tabiatindaki kusuru görmek istemez, yada onu kapatmak için başka tabiatlardaki (diğer insanlardaki) kusurlarla uğraşır durur. Bir yerde tatsızlık varsa hemen etrafına bakınır; sorumluluk almak istemez, sorumlu arar. Çünkü insan, kendi yüzünü doğrudan hiç görmemiştir. Bu yüzdendir ki, içini göstereceğini bilse, kimse evine ayna sokmazdı.

Evet, daha önceki bir yazımda (Olacaklardan Ben Sorumluyum) insanın olacaklar için sorumluluk alması gerektiğini anlatmıştım, şimdiyse olanlar için sorumluluk üstelenmesinden bahsediyorum. Sorumluluk almaktan kaçabileceğimizi sanıyoruz, ama sorumluluktan kaçtıkça olanlardan daha çok sorumlu olduğumuzu fark etmiyoruz. Yani aslında olanlardan sorumlu olduğumuz gerçeğini görmediğimiz için olacaklar için sorumluluk alamıyoruz.

İnsan yaratılmışların en şereflisiyse, hem olanlar hem olacaklar için ‘ben sorumluyum’deme cesaretini gösterebilse gerek.