Tarihten bir şahıs seçilir, hatalarından arındırılır, meziyetleri abartılır, şahsiyeti büyütülür, yaptıklarının eşsizliğine vurgu yapılır. Nasıl oluyorsa, tüm büyükler tarihtedir, burada değil; ve neredeyse geçmişte yaşamış herkes mükemmeldir. Bugünün insanıyla kıyaslanamayacak kadar üstün vasıflı ve olabildiğince ulaşılmazdır onlar. Ve hep mükemmel insanlar vardır tarihte, kusurlular değil. Dindar biri tarihe bu anlamda baktığında alimlere toz kondurmaz, yahut kavmine düşkün biri komutanları, kralları her yönüyle hatasız kabul eder. Hakikaten var mıdır ki bu‘mükemmel insanlar’?

Bu yakınmalar, halihazırdaki durumu benimsetmenin, onlar da benim gibiler’demenin bir yoludur. Böyle yakınanlar, çoğunlukla ‘objektif tarih’ gibi kendiyle çelişkili ifadelere başvurur ve ‘tarihimizle hesaplaşmalıyız’ tarzında dersler çıkarırlar. Ama onların gözden kaçırdığı iki şey var:

Öncelikle bilinmeli ki, ‘mükemmel insan’ eğiliminin var olduğu toplumlar, ki geleneksel toplumların neredeyse tamamı, yaptıkları bu mükemmelleştirmeyi o insanı kutsamak için değil, değerleri somutlaştırmak için kullanmışlardır. Bir şekilde insanı zorlayan/aşan faaliyetlerin hepsi, o faile değil fiile vurgu yaparlar. Olay yahut karakter, yahut bu nitelik gerçektir yada değildir,  bu anlamda bir önemi yoktur. Örneğin kale kapısını kalkan yapan bir komutan; cesareti, hakikat adına canını, bedenini ve ruhunu seferber etmeyi, inandıkları adına yılmadan savaşmayı temsil eder. Bu gibi değerlerden bağımsız bir somutlaştırmayı (mükemmelleştirmeyi), hiçbir toplum bünyesi kaldırmaz, onu bir an önce hafızasından siler. ‘Tarih’te kusurlu insanın olmayışı da bundandır.

Gözden kaçan diğer nokta ise, birincisinin bir nevi sonucudur. Modern algılarımız, maddeyi aşan bir mana gücünü aramaya alışmadığı için, bu gibi mükemmelleştirmeleri düşünürken olguları önce insana referansla açıklama yoluna gider. Bakar ki verilen örnek, kendi yaptığı insan tanımıyla örtüşmüyor, çareyi bu somutlaştırmayı reddetmekte bulur: mükemmel insan yoktur. Dahası, bu iddiayla, insanın kemal yolculuğuna darbe vurduğunun farkında bile değildir. Yine modern bir tutumla, insan tarafından tanımlanmış ‘insan’ı kâinatın/algının merkezine koyar ve mükemmel olmadığını bilmeyi ve manevi mükemmelliği bir ideal olarak benimseyireddeder. Herşeyi maddeden ibaret görme alışkanlığından dolayı, manadan ibaret olan ‘mükemmel insan’ı kolaylıkla inkar eder.

Kibrin egemen olduğu bir zihniyet, elbette tarihle hesaplaşma derdinde olacaktır. O, tarihten ders çıkarmaz, çünkü orada öğrenilecek birşey olmadığına inanır. Kendi bakışı en objektif (!), gerçeğe en yakın görüntüdür çünkü ona göre.

Tarihin temsilden ibaret olduğunu gözden kaçırınca, yukarıdaki ve benzer yanılgılara düşmek mümkündür. Hatta bazen o dereceye gelir ki, mükemmel insanı kabul etmeyi ‘atalar dini’ne uymak, şahısları putlaştırmak olarak addeder. Fakat orada mükemmel insanı putlaştıran bir kavimle aynı hataya düşmektedir: manayı atlayıp, maddeye öncelik vermek.

Tarihin, olayların ve şahısların gerçekte ne olduğunu araştırmak, ‘insan’ı tanımayı kendine dert edinenler için mümbit bir tarladır. Ama ‘ben tarihte hiç mükemmel şahıs görmedim, hepsi de normal birer insan’ diyenin, kendini tarihin neresine koyduğunu bir daha düşünmesi lazım.