Neden bu haldeyiz sorusuna en aptalımız bile ‘hangi haldeyiz?’ diye karşılık vermez. Halimiz ortada, elimiz kolumuz bağlı. Neden bu haldeyiz sorusu aslında kendi içinde cevabını da saklıyor: çaresiziz. Çareyi bilmemek en büyük çaresizliğimiz.

Çareyi neden bilmediğimizi sorarsak, esas sorumuzu sormuş oluruz herhalde. Çare, bilinmediği sürece çare değildir çünkü. Biz cevabını bilmediğimiz sorularla birden karşılaşmadık, önce sorularımızı sormayı bıraktık, sonra cevapsız sorular sardı etrafımızı. Kendimize, insanlığa ve Yaradan’a sorular soracaktık halbuki; ama ya aldığımız bir cevapla tatmin olduk yada sorulardan birinin çetrefilliği bizi soru sormaktan vazgeçirdi, belki ikisi de. Sonuçta ‘insan’ı sorusuzluğuyla başbaşa bıraktık.

Çare aramayışımız o kadar belirgin ki, son iki yüzyılda tüm klasik eserlerin sadece yüzde birinden biraz fazlası okunmuş. Bu demektir ki, bizden önce sorulan soruları hiç öğrenmemişiz; ki cevaplamaya kalkalım onları. Ama zihinlerimiz hazır sorulara verilecek hazır cevaplar peşinde.

Derdimiz çaresizliğimizdir. Ama çareyi bilmeyişimiz değil çareyi aramayışımız bizi çaresiz bırakıyor. Bu yüzden öbür dertlerimizi dertten bile saymaya varmıyor gönlüm.