050f4c48-3604-4c09-b5f9-1ced23c3418a-1Amerika, bir dünya dolusu bahane bulup dünyanın her tarafında tam anlamıyla terör estiriyor. Kendi vatandaşlarına yapılmış bir “hak ihlali” saydığı 11 Eylül saldırılarına reaksiyon olarak başladığı söylenen bir dizi operasyonu, binlerce insanlık suçu, sayısız masumun canı ortaya dökmenin gecikmemesi lazım. Çünkü kaybedilen her an, masum bir cana mal olabilir.

Amerika’nın Büyük Ortadoğu Oyunu’nda (BOO) taşları bir bir ileri sürüyor ve dünyayı hiç takmadan yoluna devam ediyor oluşu, yaptıklarının unutulacağını göstermez. Gerek dünya ülkelerinin, gerekse Amerika’dan muhaliflerin tepkileri, kamuoyunda sürekli yer buluyor. Bazen oldukça güçlü seslendirilen bu tepkilerin, nasıl bir fonksiyon icra ettiğini ilerleyen süreçte göreceğiz.Rahul Mahajan, Hint kökenli bir Amerikan vatandaşı. Oldukça muhalif. Ancak bu muhalefetini iyi değerlendirmesini bilen, ve dikkatli çalışmalarla sesini duyuran bir muhalif. Kitabına verdiği ismin de ortaya koyduğu üzere, Amerikan yönetiminin çok sistemli bir şekilde “dünyayı işgal ettiği” görüşünde. Bu, yalnızca Ortadoğu Planları çerçevesinde değerlendirilebilecek bir şey değil. Amerika’nın dünyanın dört bir yanında, terörist besleyen, sonra kendi beslediği kargaya söz geçiremeyen, söz geçiremedikçe daha da saldırganlaşan yapısına dikkat çekiyor. Sadece Afganistan ve Irak’ı ele alarak yapılacak eleştiriler, buralardan başka, onlarca yerde yapılan haksızlıkların görünmemesinden başka bir işe yaramayacaktır. Ve tüm bu olanları, 11 Eylül sonrasında bir reaksiyon harekatı olarak görmekse, yapılabilecek en büyük hata. Zira Vietnam başta olmak üzere, kendine muhalefet edebilecek ülkeleri tamamen, içinde muhalefet barındıran ülkeleri de kademe kademe kapana sokmaya çalışan bir dev ile karşı karşıyayız. Afganistan işgalinin yegane sebebi olarak gösterilen Usame b. Ladin’in teslim edilmemesi hususunda, Amerikan hükümetinin nasıl bir iştiyakla arzu edilenin tam tersine hareketlerde bulunması bu sözümüzü destekler mahiyettedir.

Mahajan, kitapta üç ana soru üzerine odaklanıyor:

–          Olaylara, olayların nedenleri ve sonuçlarına ilişkin olarak ABD hükümeti ve önemli medya organları tarafından anlatılan versiyonları be derece doğruyu yansıtmaktadır?

–          Terörizme karşı savaşın, içinde anlaşılabileceği ve değerlendirilebileceği geniş tarihsel bağlam nedir?

–          Afganistan’ın askerî işgali tamamlandıktan sonra ne olacak?

(son maddeden anlaşılacağı üzere henüz Irak işgali ortada yoktur)

Bu soruları sorduktan sonra, kitap, Amerika’nın saldırıyı başlatma gerekçesini özetleyen “Terörizme Karşı Savaş” başlığıyla, 11 Eylül sonrasında, Amerikan ve dünya kamuoyunda yaşanan panik, belirsizlik, bunalım, şiddet ve bu sırada gözden kaçan bir takım hesaplar anlatılıyor. Evet, ortada bir saldırı vardır ve bu saldırı, bir günde olmamıştır. Amerika’nın dünyanın karakol devletliğine sıvanmasıyla ve kendi insanı dahil haklarını ihlal ettiği insanların tümünde oluşturduğu antipatiyle ele alınması gereken bir olaydır 11 Eylül. Bir milat olmanın çok çok gerisinde, yalnızca bir sebep sonuç ilişkisinde “sonuç” rolünü oynayabilir.

Amerika, bu saldırıları korku ile karşıladı. Ancak medya-Hükümet elbirliği ile gidişat, ırkçılık bağlamında bir öfkeye dönüştü. Sertleşmenin başladığı yer burası işte. Tüm dünyanın gözleri önünde, olmayacak şartlar sunduğu devletlere saldırıldı. Çünkü kurdun kuzuya saldırmak için bir bahaneye ihtiyacı vardı.

Savaş, başından beri bir medeniyet kavgası olarak lanse edildi. Ancak gözden kaçan şey, medeniyet için yapıldığı söylenen saldırılarda ve sonrasında, insan hakları başta olmak üzere medeniyete dair en temel prensiplerin gözden çıkarılması nasıl mümkün olabilirdi? Masum insanlara havadan saatlerce bomba yağdırmak, “teröristlere yardım ediyor olabilirler” diye onlarca köyü haritadan silmek, gıda ve ilaç taşıyan yardım konvoylarını vurmak ne kadar medeniyetle bağdaşır?

Bağdaşmadığını tüm dünya biliyordu. Ancak küçük devletler silah gücü ile korkutulurken, büyük devletlerle de “stratejik görmezlik” kuralı devreye sokularak, Rusya’nın Çeçenistan’ı, Çin’in Doğu Türkistan’ı aynı muamelelere tabi tutmasına göz yumuldu. Bu yüzden bu derece rahat etmiştir ve ediyordur.

Beyaz Adam, yine kendine bir görev üstlendi ve bu görev “karşıdaki istemese de” gerçekleştirilecek, karşıdakini medenileştirme hareketidir. Ancak ters tepmesini görmek için kahin olmaya gerek yok; yaşanan tüm olaylar, geçmiş Amerika’nın bugünkü Amerika’ya miras bıraktıklarıdır.

Saldırılardan sonra ve şimdi bu uzun dönem sorunlarını ele almanın tam vaktidir. Büyük bir pazarlığın vakti gelmiştir: Irak’taki elini çek, 1967 öncesi sınırlarına çekilmedikçe İsrail’e desteğini kaldır ve Körfez bölgesini askersizleştir; bunun karşılığında da dünya halklarının el-Kaide türü terörizmin tehdidinin sona erdirmede gerçek desteğini al.

Rahul Mahajan, Çeviren: İbrahim Kapaklıkaya

Gelenek Yayınları, İstanbul 2003