Gezi eylemlerini yurtdışında sağlıklı bir şekilde takip etme imkanım yoktu. Bu yüzden herhangi bir yargıya varmadan bir süre izlemek istedim. Aslında bunca bilgi kirliliği sırasında kimse için böyle bir imkan olmazdı. Ama her nasılsa yurtdışında ‘gezi’ eylemlerine birçok yerde şahit olduk. Bir tanesi de bizim şirin üniversite şehrimizde gerçekleşti. Türklerden, Türkçe öğrenenlerden ve Ortadoğu araştırmaları öğrencilerinden müteşekkil bir grup Gezi’ye destek için eylem düzenledi. Yerel gazeteye haber olup, bundan kıvanç duyuldu.

Eyleme katılmadım, çünkü böyle bir eylemin neden yapılıyor olduğu düşüncesi beni çok rahatsız etti. Bir yabancı toprakta bu eylemi yapmak, Amerikan halkına ‘bakın bizim ülkemizde despotizm var, ve biz bunları alaşağı edemiyoruz, bize yardım edecek olan siz ve sizin hükümetinizdir’ demekti. Yani eylem, kendi-kendine-oryantalizmin bir yansımasıydı.

Nasıl bu yargıya varıyorum?

Öncelikle bu eylemlerin Gezi’ye nasıl bir destek vermeye çalıştığı açık. Uluslararası kamuoyunda Türkiye hükümetine söz geçirip, baskı yapacak bir gücün oluşmasını sağlamak. Yabancı devletlerin Türkiye’ye baskısı ha? Bir vatan, bir millet onurunu düşünen kim böyle birşeye niyet edebilir ki? Bağımsızlık nerede kaldı? Bakın bu kadar uluslararası öğrencinin bulunduğu şehirde, ne Atina ayaklanmaları sırasında Yunanlıların, ne İspanya’yı kan götürdüğünde İspanyolların, ne de Fransız gençler Paris’i yaktıklarında Fransızların Amerikan kampüslerinde toplanıp eylem yaptığını gördüm. Eylem yapsalardı, kendilerini ve ülkelerinin Amerika karşısındaki seviyesini nasıl ayaklar altına alacaklarının farkındaydılar.

İkincisi, yapılan eylemin sahiciliği yoktu. Ne Gezi sırasında, ne Gezi öncesinde, ne Gezi sonrasında Türkiye’ye giriş-çıkış yasağı konulmadı. Dolayısıyla bu kadar ateşli ‘eylem’ savunucularının neden kalkıp Gezi’ye gitmediği kocaman bir soru olarak ortada durdu. Pekala çok önemli işler bırakılıp, vatan kurtarmaya Taksim’e gidilebilirdi. Ama öyle olmadı, herkes kendi şehrinde, rahatını bozmadan eylemlerini, hem de yabancı bir kamuoyuna göstermek adına yapmakla yetindi. Alınabilecek en küçük riskin bile alınmadığı, en küçük bir fedakarlığın bile yapılmadığı bir duruşun samimiyeti ne olabilir ki? Gezi’dekiler bir küçük Amerikan kasabasındaki eylemden mi güç alacaklardı, yoksa destek için taa yurtdışından kalkıp gelmiş insanların yanlarında bulunmasından mı? Bu sorunun cevabı, bu eylemlerin samimiyetinin derecesini ortaya koyar.

Son olarak, Gezi olaylari hakkında ‘zaten bildiğimiz konu işte’ genellemesiyle alelacele buluşulmuş olması (pankartlara ve sloganlara atıfla söylüyorum bunu) yapılan eylem(ler)in doğrultusunu da gösterdi. İnternet üzerinden, twitlerden, haber kanallarından her iki tarafı destekler mahiyette (çoğu yalan yanlış veya desteksiz) bir çok bilgi -information- akarken, bu kadar çabuk ve zerre kadar tereddütsüz nelerin eyleme konu olarak seçildiği ve neler üzerinden bir söylem oluşturulduğu, eylem(ler)in motivasyonu hakkında yeterince açık kanaat oluşturdu.

Vel hasılı kelam, motivasyonu doğruluğu belli olmayan bilgilere dayalı, samimiyeti noksan ve Türkiye’ye dışarıdan bakan bu eylemler self-oryantalizmin yansımasından başka birşey değildi.

NOT: Bloomington’daki eylemin yerel gazetede verilis sekline dikkat edin lutfen. Ilk cumle ozellikle eylemcilerin oryantalist egilimlerinde basarili olduklarini gosteriyor. < Herald Times Haberi >

Asagidaki fotograf Chicago’daki eyleme ait. Bloomington’dakilere benzer pankartlar oldugu icin yaziya ekliyorum. (Mesela: Turkiye sekuler kalacak)

gezigez

Tepedeki fotograf:  Jon Blau | The Herald-Times