Anlamanın ilk aşaması kişinin sahici olmasıdır. Sahicilik de, yani birşeyin sahiden ne olduğunu bilme arzusu da, inanmanın en temel ilkesidir. Yani ben inandım oldu demek, anlamanın doğasına aykırı bir durum. Birşeyin aslına vakıf olma çabasının, o şey ile kişinin ilişkisini belirleyecek bağ olduğunun bilinmesi lazım. Ve işte bu bağ, ‘anlama’yı oluşturacak bağdır. Bu ilişkinin sağlamlığı kişinin inancının sağlamlığıni belirler. Diğer bir deyişle, aslına vakıf olma arzusu bulunmayan hiçbir eylem ‘sanrı/sanmak’tan çıkıp ‘anlama’ olamaz. O yüzden, anlamak isteyen, inanmaya değil, gerçekçi olmaya odaklanmalı, inancını gerçeklik üzerine kurmaya niyetlenmeli. Anlama, bu sahicilik arayışı neticesinde varılan bir nokta yani. Aksi halde, ‘sandığı’miz şeyler, birer inanç olarak, bizimle anlamak istediğimiz nesne arasında perde olurlar.

Anlamak ve Inanmak (I)