Güzelliğe ağıt

O kadar güzeldi ki başka hiçbir şeyde güzellik aramadım.

Neydi güzelliğinin sırrı? Hiç bilemedim. Bilmiyorum. O hala bir sır olarak duruyor. Güzel olmasının yanında, bir sır olması da güzel.

Neydi sırrı güzel yapan? Sır dokunulmamıştı, dünya ve içindekilere meydan okuyan bir pervasızlıkla ‘ben buradayım ama neticede benim ne olduğumu bilemeyeceksiniz’ derdi. Sır, güzelliğini saklamayacak kadar aşikardı. O aşikarlık güzeldi.

Neydi aşikar olan? İki denizin birleştiği yerde mesela, aslında iki değil tek bir denizin olduğu aşikardı. O kadar aşikardı ki, damlaları, tek tek sayılacak kadar birbirinden ayrı görünür ama kimse bir damlayı diğerinden ayıranın ne olduğunu bilemezdi. Her bir damla güzeldi.

O kadar güzeldi ki anlatamadım. Anlatamamam bile güzel.

Gaye Üzerine Bir Deneme

YineDergi

Aristo’nun dünya görüşünde, herhangi bir şeyi tam anlamıyla bilmek, onu oluşturan dört şeyi bilmekle mümkündür. Bunlardan birinin eksik olması, bilmek istediğimiz her ne ise, onun hakkında eksik bilgi demektir. Mesela bir şeyi oluşturan madde nedir bilmiyorsak, bilgimiz eksik kalır. Bir yüzüğün altın mı gümüş mü olduğunu bilmiyorsak, yüzüğü tam bilmiyoruzdur. Yine, bir şeyin formu hakkında bilgimiz yoksa o şeyi tam olarak bilmiyoruz demektir. Elimizdeki altın parçası yüzük şeklinde mi Cumhuriyet altını şeklinde mi? Aynı şekilde, o şeyi yapan -yani fail- de bilgimiz için olmazsa olmazdır. Elimizdeki halka şeklindeki altın parçasını meydana getiren Sauron acaba bir anahtarlık mı yapmak istemiştir yoksa bir yüzük mü?  Nihayet, o şeyin gayesi, yani ulaşılacağı mükemmeliyeti de bilgimizi tamamlayan ögelerdendir. Yüzük, mükemmel bir yüzük olması için üretilmiştir. Şimdi ilk üçünü daha sonra tartışmak üzere bir kenara bırakalım, sonuncuyu, yani nihai ögeyi (eskilerin deyimiyle gai sebebi) biraz açalım.

Ortaçağ’da Aristo’yu okuyanlar, nesnenin madde ve formu içerdiğini, fakat…

View original post 237 kelime daha

Güven Problemi

Türkçe’deki güven kelimesi, bize birbiriyle ilişkili, ancak içerik olarak farklı iki anlamıyla etkide bulunur.

Güven, bir anlamda ‘itimat’ demektir. Daha ahlaki olan bu anlamında güven, sizin bir başkasını aldatmayacağınızı yahut onun arkasından iş çevirmeyeceğinizi yahut ona yalan söylemeyeceğinizi ifade eder. Bu anlamında birine güven duymak için, onun daha önce bir ‘yamuk’ yapmadığını gözlemlemek gerekir. Bu anlamıyla güven, doğrulukla edinebileceğimiz bir şeydir. Bu güven, insanların sizin ‘doğruluğunuza’ olan inancıdır.

Okumaya devam et “Güven Problemi”

Zamansız Seyahatler Ansiklopedisi (4)

Eve kendimi atabildiğim için çok şanslıyım. Bu seferki gelgitlerim, diğer tüm zamanaşırı yolculuklarımdan daha ağır geldi. Yaşlanıyor muyum? 35 yaşında biri için bu söz çok saçma. Ama zihnim? Yolculuklarımda kesinlikle daha iyi hissediyorum kendimi. Oralar daha çok kendi evim gibi (belki daha kendim gibi!) geliyor.

– Hoşgeldiniz efendim. Duş almak isterseniz banyo ısısını optimum hale getirebilirim.

– Hayır banyo yapmayacağım. Dolapta hangi sütler var?

– Günlük ve extraprotein var. Dilerseniz karıştırabilirim. Okumaya devam et “Zamansız Seyahatler Ansiklopedisi (4)”

Türkiye’nin En Büyük Sorunu

Türkiye’nin en büyük sorunu, bütün sorunların Türkiye’ye özgü sanılması (bu dahil). Her sorunun Türkiye’ye özgü yanı var evet, ama bunu ancak, o soruna nasıl farklı çözümler bulunduğunu öğrendikten sonra fark edebiliriz. Ve maalesef sorunları kendimize özgü görmek, kibrimizin bir alameti olarak sorunlara çözüm bulamamamızın önünde en büyük engeli teşkil ediyor.

Okumaya devam et “Türkiye’nin En Büyük Sorunu”

Zamansız Seyahatler Ansiklopedisi (3)

İdris boğazıma yapıştı:

– Ben kimim?

– İdriscim, dede, lütfen sakin ol

– Neden çaldın lan hayatımı? Neler getirdin başıma?

– İdris bey, beybabacığım. -boğazımı iyice sıkıyor- lütfen. Her şey yolunda olmalı -sıkıyor- bak ben çıktım hayatından -daha da sıkıyor-

– Ya Deli İdris namım? Ya dalıp dalıp gitmelerim? O koskoca boşluklar? Hatırlamadığım günler haftalar? Okumaya devam et “Zamansız Seyahatler Ansiklopedisi (3)”

Dağertesi

Bizim
Tarlalardan koşup gelen
Bağrına güneş sürülmüş
Teri yanık kokan bir çocuğumuz yok

Ve olmayacak da

Ergenliğini bir atın yelesine bağlamış
Şehre varmaktan ürkek
Dumandan acı kucaktan sıcak
Elleriyle yollara tutunan
Bir çocuğumuz hiç olmadı

Kara kaşını toprağa sürterek
Kırmızıyı gece yeşili gündüz bilerek
Toz yiyerek
Kama tutarak
Dili peltek, cebinde ucu sivri mendil
Dal başında sallanan
Bir çocuğumuz hiç doğmadı

Bir çocuğumuz olsaydı elinde balta
Kocaman yarardı kaşını ormanın
Suyun başında ağlar
Ellerini göğe basardı
Ama böyle bir çocuğumuz
Hiç olmadı bizim

Sistemin çarkı mısın?

Sistem diye bir şeyin bağımsız varlığı olduğuna inanıyorsan, kaçınılmaz olarak, evet.

İnanıyor da farkında değilsen? Çoğumuz gibi. Ekonomi diye insanın bir uğraşı değil, insanı yöneten, insan iradesinin ötesinde bir güç olduğuna inanıyorsan mesela sistemdeki yerin hayırlı olsun. Devletin, onu oluşturan memur ve bürokratlardan, onların yaptığı işlerden ve kullandıkları eşyadan farklı bir varlığı olduğunu sanıyorsan yine geçmiş olsun. O çarkın içinden çıkılmaz. Okumaya devam et “Sistemin çarkı mısın?”